Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Trump'a bakın, "Tek Adamı" görün

Adına her ne kadar “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilmişse de Türkiye “Başkanlık Sistemi” için referanduma gidiyor.

Takdiri ilahiye bakın ki, “Çok iyi” olacağı iddia edilen sistemin Amerika’da bir örneği var ve ABD’nin çiçeği burnundaki Başkanı Trump, davranışlarıyla Türk toplumuna mukayese etme ve oy kullanmadan önce iyece düşünme fırsatı veriyor.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli”ni ısrarla isteyen ve o sisteme geçiş için TBMM’den “Referandum” kararı çıkartan Ak Parti, CHP’nin dilinden düşürmediği “Tek Adam” sistemine ”Yok” diyor. Hâlbuki “Başkanlık Sistemi” tarif edilirken “Devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında hükümet etme ve devleti yönetme esasına bağlı siyasi sistem” ifadesi kullanılıyor.

Ahalinin bir kısmı “Ak Parti diyorsa, ‘doğrudur’” diyor. Diğer bir kısmı ise “Düşünüyorum ve öyle olmadığını görüyorum” diyor. Liderin sözünü “doğru” kabul edenlerle, kendi düşündüğünü “doğru” kabul edenler arasında şiddetli bir kavga yaşanıyor.

“Başkanlık Sistemi” en tutarlı ABD’de kullanılıyor ve 241 yıl geçmişi olan bu sistem tüm eksiklerini tamamlayarak geldi bugünlere. Onlar yaşayarak gördüler yani neyin “doğru” neyin “yanlış” olduğunu.

Ak Parti yetkilileri, gündeme getirdikleri “Başkanlık” sistemini anlatırken “İcraatları hızlandıracağı” tezini savunuyorlar. ABD Başkanı Donald Trump da öyle zannetmiş olmalı ki, seçim meydanlarında vaat ettiği reformları uygulamak için kararnameler çıkarmaya başladı fakat o ne? Geri tepiyor bu kararnameler!

“Sağlık Reformu” yapacağını söz vermişti ve 24 Mart 2017 günü (bugün) ABD Temsilciler Meclisi’nde oylanacaktı. Ertelendi. Sebep; “yeterli evet” oyunu alamadı. Bu durum ABD Kongresi Bütçe Ofisi’nce “Trump’a yeni darbe” şeklinde yorumlandı.

ABD Kongresi’nin Senato ve Temsilciler Meclisi olmak üzere iki yasal organı var ve senatör ya da Temsilciler Meclisi üyesi olan kişi Başkan’ın partisinden olsa dahi her zaman “Başkan”ın işaret ettiği doğrultuda oy kullanmıyorlar. Nitekim sağlık reformuyla ilgili kararda da kullanmadılar.

Soru: Görülüyor ki, ABD Başkanı dilediği kanunun çıkaramıyor. Halkın seçtiği bir başkan olmasına rağmen çıkaramıyor hem de. Çünkü kendi partisinden dahi o karara karşı çıkanlar bulunabiliyor ve en önemlisi de o üyeler kendi düşünceleri doğrultusunda oy kullanıyorlar. Türkiye’de böyle bir uygulama mümkün olacak mı?

Trump koltuğa oturur oturmaz 7 Müslüman ülkeye yasak getirmiş ve vizesi olsa dahi göçmenlik statüsü kazanmış kişileri sınır dışı etmiş, Amerika’ya girişlerini yasaklamıştı. Ann Donnelly isimli bir kadın yargıç çıktı, “Bu kararname yasal değildir ve uygulanamaz” deyiverdi. Trump geri adım atmak zorunda kaldı.

Soru: Türkiye’de de böyle bir yargıcın çıkması mümkün mü? Hadi çıktı diyelim, onun verdiği kararı dinleyen olur mu? Yoksa başkan, “Halkın seçtiği kişi dururken senin verdiğin kararın ne hükmü olur” deyip, elin tersiyle iter mi?

Donald Trump’ın ABD’lilere verdiği birçok söz daha var. “Vergi reformu” da bunların birisi ve önümüzdeki günlerde onun da tepkiyle karşılaşacağını söylemek, “görünen köy” misali zor değildir.

Bu iki basit örnek gösteriyor ki, “Başkanlık sistemi” ne başkanın dilediğini dilediği gibi yapmasına fırsat veren bir sistem, ne de dikensiz gül bahçesi. Trump "Tek Adam" olmaya çalışıyor ama sistem onu "Hukuk" içine çekiyor. Türkiye'de bu sistem var mıdır? Ya da kurulabilir mi?

 

 

Hukuk Devleti

 

Dünyanı hangi ülkesine giderseniz gidin değişmeyen kurallar vardır ve kalkınmış ülkelerin ortak değerleridir bunlar. “Hukuk” baş değişmeyendir. Plan ve program da öyledir. Bir ülke işlerini bir “plan” dâhilinde yapmıyorsa o ülke düşük “verim”le çalışıyor demektir.  Sürdürülebilir bir büyüme de olmaz o ülkede. Haliyle zenginleşemez. “Hukuk” yoksa; adaleti sağlayamaz. Adaletin olmadığı ülkede “gasp” vardır, “haksızlık” ve “yolsuzluk” vardır.

Türkiye’nin önceliği “Başkanlık” ya da “Parlamenter” sistemden önce “Hukuk” ve “Plan”dır. Türk toplumunun enerjisi boşa gitsin istenmiyorsa, Türkiye’nin evvelemirde  “Hukuk Devleti” seviyesine çıkarılması ve kaynaklarını “Planlı” bir şekilde kullanması gerekmektedir. Bu iki alanda reform yapması şarttır.

“Hukuk”un ve “Planlı” iş yapma geleneğinin olmadığı bir ülkede yöneticiler istediği kadar iyi niyetli olsunlar. Deli gibi akan hukuksuzluk seli, onların iyi niyetini önüne katıp sürükler gider.

 

Dış Politika

 

Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanı olduğu gün “Sıfır Sorunlu” bir dış politika uygulayacağı sözünü vermişti. Daha sonra bu sözün devlet stratejisi haline geldiğini görüyoruz. Aradan geçen 8 senenin sonunda bir de baktık ki, Türkiye’nin sorunlu olmadığı tek ülke kalmamış.

Türkiye’nin hemen değiştirmesi gereken uygulamalarından biri de dış politika uygulamasıdır. Köşeye sıkıştı!

Ülkelerin ülkelerle devamlı iyi ilişkisi olmayacağı gibi hep kavgalı kalmaları da olmaz. Kavga edilir… Dövüşülür… Sonra da barış süreci başlar. Barış sürecine girildiğinde torbası dolu olan kazanmıştır. Türkiye’nin en büyük sorunu budur. Kavgaya giriştiği dönemde torbasının dibinde üç beş kalıntı varsa da barış dönemine, elindeki torbayı da kaybetmiş giriyor! Ya kavga etme, ya da torbayı doldur! Hem kavga, hem boş torba; olmuyor işte!

 

Müttefik ülke kaldı mı?

 

Türkiye ve komşu ülkelerdeki Kürt nüfus, Türkiye’deki Türk nüfus kadar vardı ve bu iki ırk bin senedir birlikte yaşamaktadır. Her şeye rağmen Türk’ün Kürt ile anlaşması Amerikalı ya da Rus ile anlaşmasından çok daha kolay olur. Birlikte yaşamış olmanın sayısız avantajı var çünkü.

De…

Türkiye son 14 sene sonunda ABD ve Ruslarla ittifak kuramadığı gibi kör topal geçinip gittiği Kürt nüfusu da onlara kaptırdı. Türkiye, Suriye ve Türkiye’deki Kürt nüfusa “terörist” dedi. Avrupa da dâhil tüm dünyadan “PYD unsurunu ‘terörist’ ilan etmelerini” istedi. Avrupa, Amerika ve Rusya ise tam tersini yapıp “PYD” güçlerini kendilerine “müttefik” ilan ettiler. PYD’nin silahlı gücü olan YPG’yi de asker olarak kullanıyorlar.

 

 

 

 

 

 

BizGençler