Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye'de iktidarlar nasıl gelir, nasıl giderler?

Türk siyasetinin nev’i şahsına münhasır bir yapısı vardır. En başta seçim sistemi; dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulamaya sahiptir. Türkiye’de 71 yıldır çok partili sistem uygulanıyor olmasına rağmen hiçbir parti lideri meydanlardan çıkmamıştır. “Lider vasfına sahip kişiler yok da onun için çıkmıyor” desen; Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan; Türk siyasetine damgasını vurmuş güçlü liderlerdi. Fakat hiçbirisi siyaset meydanı çıkmamış, rakiplerini alt ederek gelmemiştir. Kulis lideridir hepsi de.

Bu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Liderlerin hiçbirisi meydanlardan gelmemiştir. Daha sonraları meydanlarda at koşturup tozu dumana katmışlardır ama gelişleri hiç de gümbür gümbür olmamıştır.

 

Adnan Menderes

 

Adnan Menderes mesela: 1950-60 yılları arasında tarım ve sanayileşme hamlesini gerçekleştiren Adnan Menderes, iktidara geldiğinde vatandaşın yakından tanıdığı, bildiği bir siyasetçi değildi. Başbakan İsmet İnönü ile meydanlarda memleket meselelerini tartışmış ve vatandaşın teveccühünü kazanarak gelmiş değildi. İnönü yaşlanmış ve çok da yıpranmıştı. Amerika’nın Marşal Yardımının devreye girdiği yıllardı. Adnan Menderes o rüzgârla birdenbire ünlendi. Başbakan olduktan sonra gerçekleştirdiği siyasi, sosyal ve ekonomik reformlarla birlikte Türk milletinin sevdiği bir lider oldu.

Adnan Menderes çok sevilmişti ama Türkiye’de siyaset çok oynak zeminde yapılıyordu. Onun daha fazla iktidarda kalmasına izin vermedi ve 27 Mayıs 1960 günü Askeri Darbe oldu. Darbeyi yapan Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı oldu. Demokrat Parti (DP) kapatıldı.

 

Süleyman Demirel

 

Ragıp Gümüşpala ve arkadaşları 1961 yılında DP’nin devamı olan Adalet Partisi’ni (AP) kurdular. Gümüşpala 1964’te vefat etti ve yerine Süleyman Demirel geçti. 1965 yılında Türkiye sandık başına gitti ve yüzde 52. 8 oy alan Adalet Partisi (AP) seçimden zaferle çıktı. Adalet Partisi, 27 Ekim 1965 günü tek başına iktidar oldu ve Süleyman Demirel başbakan koltuğuna oturdu.

Süleyman Demirel başbakan oldu olmasına ama kimse tanımıyordu onu. Celal Bayar’ın “Bizim su mühendisi” dediği Süleyman Demirel, DSİ Genel Müdürlüğü yapmıştı ve kendisini sadece o çevre tanıyordu. Sonradan sonraya parlatıldı ve “Çoban Sülü” lakabıyla adım attığı siyaset arenasında 2000 yılına kadar at koşturdu.

1980 yılının 12 Eylül günü bir darbe daha aldı Türkiye. Darbeyi yapan Genelkurmay Başkanı Kenan Evren Cumhurbaşkanı oldu ve tüm partileri kapattı.

Süleyman Demirel ve CHP Lideri Bülent Ecevit Hamzakoy’da misafir edildi.

 

Bülent Ecevit

 

1974, 77, 78 yıllarında kurulan "Ecevit hükümetleri" de var tabii. De... hepsi kısa vadeli iktidarlardı. Ecevit Kıbrıs Çıkarması' kararını vermiş ve dağa taşa Karaoğlan ismi yazılmıştı. O rüzgarla hükümet kurduysa da uzun vadeli olmadı Ecevit hükümetleri.

 

Turgut Özal

 

Süleyman Demirel’in yönlendirmesiyleHüsamettin Cindoruk Doğru Yol Partisi’ni (DYP) kurdu ama Kenan Evren’in yönettiği ülkede vatandaşın sağa sola bakmasına imkân yoktu. 1983 yılında yeni bir Anayasa hazırlandı. Bir darbecinin 1961 yılında yazdığı Anayasa 1983 yılında bir başka darbeci tarafından değiştirildiyse de her ikisi de “Darbe Anayasası”ydı.

Türkiye 1983 yılında sandık başına gitti ve kimsenin tanımadığı Turgut Özal’ın kurduğu Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 45 oy alarak iktidar oldu.

Turgut Özal, Dünya Bankası’nda çalışmış bir teknokrattı ve Süleyman Demirel Hükümeti’nde Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yapmıştı.

Özal da tıpkı Demirel gibi bir darbe sonrası iktidara gelmişti ve onu da kimse tanımıyordu. Demirel ona “Benim Müsteşar” diye hitap etmişti uzun müddet. Özal da Menderes ve Demirel gibi hemen parlatıldı. Kendi yaptıkları da buna eklenince kısa sürede vatandaşın sevgilisi oldu. Önemli reformlar yaptı. O’nun aldığı kararları almak için yürek lazımdı. Özal o yürekliliği gösterdi. 1989 yılına kadar başbakanlık görevi ifa eden Özal, 9 Kasım 1989 günü çıktığı cumhurbaşkanlığı koltuğunda vefat ettiği 17 Nisan 1993 gününe kadar oturdu.

Özal’ın vefatından sonra Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit başkanlığında koalisyon hükümetleri kuruldu.

Koalisyon hükümetlerinin en sonuncusu Ecevit Hükümeti’ydi ve Ecevit oldukça yaşlanmıştı; yorgun ve yıpranmıştı. Bir esnafın attığı yazar kasa bardağı taşıran son damla oldu ve Türkiye erken seçime gitti.

 

Recep Tayyip Erdoğan

 

3 Kasım 2002 genel seçimlerinde yüzde 34.42 oranında oy alan Ak Parti iktidara geldi. Önce Abdullah Gül, daha sonra ise 14 Mart 2003 günü Recep Tayyip Erdoğan hükümeti kuruldu.

Recep Tayyip Erdoğan da öyle pek tanınan bir lider değildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştı ve MKYK üyesi olduğu Refah Partisi’nden ayrılıp arkadaşlarıyla Ak Parti’yi kurmuştu.

Tanınması daha ziyade başbakanlığından sonra olmuştur.

Bu kadar şeyi şunun için anlattım: Türk toplumu tanıdığı bir lideri değil de günün şartlarına göre önüne konan kişiyi seçmiş; sevecekse daha sonra sevmiştir.

“Alternatif yok” ya da “kim var da kimi seçeceğiz” şeklinde söylenen sözlere itibar etmemek lazım. Mevcut lider yıpranır ya da (Allahü teala bir daha göstermesin) darbe ile indirilir. Vatandaş, onun yerine gelenin peşine takılır.  Sistem öyle kurulmuş, öyle de işliyor.

 

İktidarların eteğindeki ağırlık

 

Ak Parti 15 senedir iktidarda. Birçok krizi başarıyla yönetti ve sağlam çıktı her birisinden fakat her krizin bir etkisi vardır. En azından bir çizik aldı.

Bendeniz bunu “Ağırlık Bağlama” diye tarif ediyorum. Enflasyon iktidarların korkulu rüyasıdır. Hükümetlerin yıkılmasına sebep olmaz belki ama önemli bir ağırlıktır. Hemen her iktidarın eteğine bağlanmıştır enflasyon ağırlığı. Faiz ayrı bir ağırlıktır, işsizlik daha ayrı bir ağırlıktır. Terör de tabii. “Paralel yapı”, “Gezi Parkı”, “Balyoz”, “Ergenekon”, “Fetö”, “Darbe Girişimi”, “Adalet Yürüyüşü” her birisi ayrı bir ağırlıktır ve bağlanan her ağırlık iktidarları biraz daha aşağı çekerler. “Yolsuzluk”, “Suiistimal”, “Yetkiyi kötüye kullanma”, “Rant” derken; ağırlıklar artar ve iktidar dibi boylar.

 

Allame-i cihan olsa ne yazar?

 

Ak Parti’nin eteğine de çok sayıda ağırlık bağlandı ve bu ağırlıklar yavaş da olsa dibe çekiyor Ak Parti’yi. “Abdullah Gül korkak”, “Bülent Arınç ödlek”, “Kemal Kılıçdaroğlu vizyonsuz”, “Meral Akşener kimsesiz” demenin kıymet-i harbiyesi yoktur. Türk siyasetinin karakteristik yapısını bilmeyenlerin sözleridir bu sözler.

Allame-i cihan olsa ne yazar? Örneği yok zaten! Farz-ı muhal Abdullah Gül bir çıkış yaptı, diyelim; ya da Meral Akşener fazla ilgi görmeye başladı! İktidar temsilcilerinden biri “O Fetöcü” dedi mi Abdullah Gül bir yana gider Meral Akşener başka yana.

Dolayısıyla sabırla beklemekten başka çare yok. İktidarın eteğine bağlanan taşlar onu ne zaman dibe çekti, işte o zaman yeni hareket başlayacaktır.

Türkiye’de, Batı’da olduğu gibi vatandaşın siyasetçiyi meydanda tanıma şansı yok. Mevcut güç sahneden çekilmeden bir başkası çıkamaz sahneye.  Yeni oyunu görmek için bekleyeceksiniz!

Son söz: Sabrın sonu selamettir.

 

 

 

BizGençler