Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye “din devleti” midir?

Bugün enteresan bir gündü.

 

Fetullahçı Terör Örgütü’nün neden olduğu girişimleri tartışmak ve alınması gereken tedbirler hakkında mutabakat sağlamak maksadıyla Olağanüstü Din Şurası gerçekleştirildi.

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere TBMM Başkanı İsmail KahramanBaşbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez kendisini gizleyen, sinsitakiyyeci “Fetö Örgütü”nü göremedikleri için özeleştiri yaptılar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir adım daha ileri gidip "Açıkça söyleyeyim ben de bunlara yardımcı oldum" diyerek özeleştirisini kabule çevirdi.

Erdoğan,  geçmişte TSK'ya yönelik operasyonlardan şüphe duyduğunu da söyledi ve "Bu örgütün gerçek yüzünü çok daha önce görememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Hem Rabbimize hem milletimize vereceğimiz hesabımız var. Rabbim de milletim de bizi affetsin" dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı İsmail Kahraman Hepimizin büyük sorumluluğu var. Dinimizi en iyi şekilde anlatmakla yükümlüyüz. Yaşadığımız olayların tekerrür etmemesi için ciddi sorumluluğumuz vardır. Hiçbir boşluk bırakmamak zorundayız. Bilgili olmak durumundayız” ifadesini kullandı.

Numan Kurtulmuş da ağır ifadeler kullandı ve "Bunlar firavunlaştılar" dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez “Bu örgüt karşısında dini ve akademik suskunluğun hiçbir açıklaması yoktur” sözünü sarf etti ve gerek Diyanet camiasının gerek de İlahiyat fakültelerindeki akademik faaliyetlerinin gözden geçirilmesi ve özeleştiri yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Bir toplantı çerçevesinde yapılan konuşma olarak dört dörtlük konuşmalardı bunlardı bunlar. Da… İçinde ne hukuk vardı, ne iktisat vardı, ne de sosyoloji vardı.

Konuşmaların özüne bakıldığında “Onlar canavardır biz ise iyiniyetlimizin kurbanı olmuş ve onlara ‘Truva Atı’ hizmeti vermek gibi bir hata işlemişiz, pişmanız” özeleştirisi çıkıyor.

Bu özeleştiriler bazılarını tatmin edebilir belki ama toplumun tamamını ikna edeceğini sanmıyorum.

Neden sanmıyorum, onu da söyleyeyim:

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İktidar patisi üyeleri konuşmalarının hemen hepsinde din temasına ağırlık veriyorlar ve sıkça kendilerini dinin hizmetine adadıklarını ifade ediyorlar. Olağanüstü Din Şurası’nda da “Fetullah Gülen Örgütü dini alet etti ve hepimizi aldattı” anlamına gelen sözler sarf ettiler ve “Dini bizden iyi bilen yok” dercesine iddialı ifadeler kullandılar.

Bir ülkenin iktidarı dini konularda fazla konuşur ve kendisini dinin hizmetçisi olarak görürse o ülkenin bir “şeriat ülkesi” olduğu yolunda tartışmalar başlar ki, Türkiye şeriatla yönetilen bir ülke değildir.

Ak Parti İktidarının itikadi yapısını tartışmak benim bilgimin çok üstünde bir durumdur ve öyle bir kastım da yok zaten.

Bendeniz sadece din üzerinden siyaset yapmanın mahzurlu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Bundan 15 sene önceki iktidarlar “Laiklik” üzerinden siyaset yapıyorlardı ve ülke nüfusunun önemli bir kısmı bu uygulamadan rahatsızdı.

Şimdi de “Din” üzerinden siyaset yapılmasından rahatsız olanlar var.

Devletin görevi topluma “Ocu” ya da “Bucu” diye bakmak değil; hepsini kucaklamak ve hepsine hizmet vermektir.

 

Türkiye hukuk devleti olmalıdır

 

Darbe elbette ki kötüdür. Ülkelerin imajını yerle bir eder. Gerçekleştiği ülkeyi güçsüzleştirir, itibarsızlaştırır. Ekonomik zafiyetlere sebep olur. Dolayısıyla “darbe” yapan da “darbeye teşebbüs” eden de vatan hainidir. Her türlü hakarete ve cezaya müstahaktır.  

Türkiye birçok “darbe” yaşadı, “muhtıra”ya sebep oldu. Fakat hiçbirisi 15 Temmuz’daki darbe girişimi kadar etkili olmadı.

15 Temmuz Kalkışması 238 masum insanın şehit olmasına neden oldu. Silahsız insanların üzerine tank sürüldü. Polis ve sade vatandaşın üzerine ateş açıldıTBMM bombalandı. Bunların hepsi dehşet verici şeylerdi ve toplum henüz travmadan çıkmış değildir.

Hâl böyle iken “O kötü- ben iyiyim” kolaycılığına kaçmak bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz. Aksine geri götürür!

Bu alçak olayın sebeplerietkenleri, iç ve dış aktörlerifailleriüst akılları iyi analiz edilmeli ve bir daha yaşanmaması için her türlü sorgulama yapılmalıdır. Bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirler alınmalıdır. O da ancak ve ancak hukukla mümkündür.

 

 

 

Siz - Biz

 

Türkiye'nin en büyük handikaplarından birisi de hiç şüphe yok ki, toplumun "Siz - Biz" diye ikiye ayrılmasıdır. Bazen 3 ya da dört parça olduğu da görüldü tabii ve çok ağır bedeller ödendi. 

 Bir tarafı "ötekileştirir" diğer kesimi de "bizimkiler" diye yana çekmek kısa vadede iktidarların kazanç hanesine başarı olarak yazılıyor ise de uzun vadede hem o partiye hem de ülkeye ağır faturalar ödetmektedir. Dolayısıyla sorgulamaları "hukuk terazisi" ile yapmak en doğru olanıdır ve şu kritik günleri o terazi ile atlatmamız en akıllı yoldur.

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler