Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye neden hak ettiği turisti çekemiyor?

“Türkiye turizm için biçilmiş kaftan” diyoruz. “Deniz”, “kum”, “güneş” gibi birçok Avrupa ülkesinin özlemini çektiği değerlerden söz ediyoruz. Türkiye’de dört mevsim yaşandığından dem vuruyoruz. “Tarih” ve “Kültür” zenginliklerimizle övünüyoruz.

Her dinden insana hitap eden destinasyonların sadece Türkiye’de olduğunu söylerken göğsümüz kabarıyor.

15 bin yıl öncesine ait Göbekli Tepe Tapınağı, söylediğimiz her şeyin doğru ve anlatırken göğsümüzü kabarmakta haklı olduğumuzu tescil eden eserlerden sadece birisi.

Dünyada bir milyara yakın insan “Gezip göreyim” fikrinden hareket ediyor ya da tatil yapmak maksadıyla seyahate çıkıyor.

Türkiye’ye de sene 35 milyon turist geliyor.

Hiç fena bir rakam değilse de niye 100 milyon, 150 milyon olmasın?

Böylesine zengin bir coğrafya neden 200 milyon turist ağırlamasın?

Anadolu toprakları baştan aşağı adeta bir açık hava müzesi;  “kum”, “deniz”, “güneş” diyenlerin de, “tarih”, “kültür” turizmini tercih eden insanların da arayıp da bulamayacağı yerler bu topraklar.

Anadolu iki yönden çok önemli: 1) Diğer ülkeler Orta Çağ eserlerini öte bir şey veremiyor ve insanlar gide gele ezberlediler o destinasyonları. Farklı yerler arıyorlar. 2) Anadolu ise insanları 15 bin sene geriye götüren medeniyetlerin beşiği ve henüz gelip giden sayısı oldukça az. Gizli bir hazine adeta…

Bu potansiyelin değerlendirilmesi de pek zor değil aslında ama birilerinin bunu iş edinmesi lazım!

 

Mekândan çok yaşayanlar önemli

 

Mekânlar çok muhteşem de olabilir, çok sıradan da… O mekânların değeri içinde yaşanan hayatla ölçülür ve değer bulur.

Antalya’da onlarca beş yıldızlı otel var ama hiçbirisinin kişiliği yok! “Türk” desen değil. Evet, işletmecisi ve sahibi Türk ama misafirleri ya Alman, ya Rus, ya da Hollandalı

Tamamen Rusların kaldığı bir tesis olsa, Ruslar kendi tarzlarını yerleştirirler ama yok öyle bir şey. Türkler zaten Antalya otellerine pek fazla gitmiyorlar. Dolayısıyla o tesisler herhangi bir kültürün izini taşımıyor.

Dolayısıyla bu oteller ne kadar bol yıldızlı ve konforlu olurlarsa olsunlar kişiliksizdirler.

 

Alanya’da Almanlar

 

Alanya’da yaşayan Almanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Mahalleleri oldu. Bazen bir Alman belediyeye gidip “Evimin balkonuna şöyle bir ilave yapacağım” diye müracaatta bulunuyor ve onun bu davranışı garibimize gittiği için gazetelere haber konusu oluyor. Bizim öyle adetlerimiz yok çünkü.

İngilizler de Bodrum taraflarında gariplikler yapıyorlar ama o kadar. Kimse kendi kültürünü bir yere yerleştiremedi.

 

Diyarbakır değişti ama…

 

Diyarbakır 1960’lı, 70’li yıllarda “Doğu’nun Parisi’i” diye anılırdı ve gerçekten öyleydi. Diyarbakır bugün dahi üzerindeki toz üfürlse, dünyanın sayılı ticaret ve kültür merkezlerinden biri oluverir.

Vakti zamanında İpek Yolu üzerinde bulunmuş. Çok zengin dönemler yaşamış ve o şehrin ileri gelenleri muhteşem binalar inşa etmişler.

1980’li yıllarda baş gösteren aşırı göç, şehri tanınmaz hale getirdi. Tıpkı 1960’lardan itibaren göç almaya başlayan İstanbul gibi. İstanbul, İstanbulluların İstanbul’u değil artık. Koskocaman bir metropol. Yazık!

 

Turist neyi görmek ister?

 

Turist denilen gezginler, sadece şehirleri ve o şehirlerin sahip olduğu yapıları görmek için binlerce kilometre yol kat edip gelmiyorlar.

O bölgede yaşayan insanları ve onların hayat tarzlarını görmeye geliyorlar aslında. İçinde hayat olmayan ya da uydurma dekorlarla süslenmiş destinasyonlar fazlasıyla itici gelir turiste.

Turist, ziyaret ettiği ülkenin her bölgesini görmek ve toplumun içine karışmak ister.  Türkiye şayet ziyaretçilerine, hiçbir problemle karşılaşmadan gönül rahatlığıyla günün her saatinde ve diledikleri yerlerde dolaşma imkânı verirse, işte o gün 200 milyon turisti ağırlayacak bir duruma gelmiş demektir.

 

 

 

 

 

 

BizGençler