Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye'nin dış politika çıkmazları

2010 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde “Arap Baharı” rüzgârı estirildi. Bölge halkı bu rüzgâra kurtarıcısıymış gibi sarıldı. Hangi yönden estiğine dahi bakmadı. Balonunu kapan meydana koştu. İlk balon Tunus’tan uçtu. Muhammed Buazizi’nin kendisini yaktığı tarih olan 17 Aralık 2010 günü “demokrasi balonu” uçuruldu. Ardından Yemen ve Libya başta olmak üzere birçok ülkede “balon”laryükseldi. En son balon Suriye’den uçuruldu.

Avrupa Birliği (AB) ile müzakerelere önem veren Türkiye, 2000’li yılların ortalarında AB üyeliğine önem veriyor ve ciddi adımlar atıyordu. 2010 yılından önce birçok dosya açıldı, reform mahiyetinde uyum yasaları çıkarıldı.

Nasıl olduysa oldu, Türkiye, AB ekseninden çıkıp ABD eksenine giriverdi. Türkiye ile ABD bölgede kol kola dolaşmaya başladı. Bu iki ülke her fırsatta müttefik olduklarını ifade etmekten geri kalmıyordu. Türkiye için AB “yok” hükmündeydi!

Türkiye büyük oynuyordu. Kendisinden bölgenin hamisi olması isteniyordu ve o da zaten geç kalınmış bu görevi üstlenmenin heyecanını yaşıyordu!

 

Suriye Macerası

 

Suriye mesela; bu ülke hakkında çok güzel düşünceleri vardı Türkiye’nin! Ak Parti İktidarı “Açık Kapı” politikası uyguladı ve Suriye’den kim gelirse gelsin alacağını açıkladı. Öyle de yaptı: 29 Nisan 2011 tarihinde ilk Suriyeli mülteci kafilesinin Türkiye’ye girişi gerçekleşti.

Zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan coşmuştu.

5 Eylül 2012 günü coşkusunu açığa çıkaran “En yakın zamanda Şam’a gidip Emevi Camii’nde Cuma namazı kılacağız” sözünü söylemişti.

Erdoğan o gün “En fazla 50 bin mülteci gelir” diye düşünüyor ve Türkiye’nin o kadar mülteciyi ağırlamakta zorlanmayacağını hesap ediyordu. Nasıl olsa onları da yanına alıp birkaç ay içinde Şam’a gidecekti. Ne yazık ki, evdeki hesap çarşıya uymadı!

Beşar Esat yerinde kaldı. Fakat Türkiye’ye gelen Suriyeli mülteci sayısı kısa sürede 3 milyonu aştı.  

 

Arap Baharı hüsranla bitti!

 

Yedi sene içinde bölgede büyük bir hüsran yaşandı. “Arap Baharı” denilen sihirli kelime, bölge hayal kırıklığından öte bir işe yaramadı. Hele “Demokrasi” bekleyenlere hiç yaramadı! 2010 – 2017 yılları arasında on binlerce insan hayatını kaybetti. Milyonlarca kişi ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, Ürdün ve Lübnan adeta mülteci istilasına uğradı. İş adamları Batı’ya kaçtı. Hızlı bir beyin göçü yaşandı!

Türkiye’nin durumu da üç aşağı beş yukarı aynıydı. 3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmıştı ama yaşadığı huzursuzluğun yanında bunun tadını çıkarmasına imkân yoktu?!.

2010 yılında tam değilse bile Kürt halkıyla bir yakınlaşması söz konusuydu. 7 senede Kürtlerle bağlar koptu. O gün Türkiye’nin dostu olan Kuzey Irak Kürt Lideri Mesut Barzani dahi Türkiye’ye kafa tutar oldu.

 

Senaryoyu kim yazdı, kim oynadı?

 

Amerika ve Rusya durumu öyle değil ama; onlar yazdıkları senaryonun başarıyla neticelenmesinin tadını çıkardı.

Amerika çayın taşıyla çayın kuşunu vurup Libya ile Irak’ın petrol rezervini kontrol altına aldı.

Bölgeye sonradan giren Rusya ise Akdeniz’e inme hayalini gerçekleştirdi ve Suriye’de kendisine geniş bir koridor açtı.

Bir kazananı daha oldu bu 10 senedir oynanan senaryonun; İran. 10 sene önce Amerika ambargosu altında inleyen İran, ambargodan kurtuldu. Suriye ve Irak merkezi yönetimleri üzerinde müthiş bir nüfuz oluşturdu.

Gelelim Türkiye’ye: On sene önce çok büyük hayalleri olan Türkiye bugün kendi sınırları içinde sıkıştırıldı ve “dost” diyebileceği tek bir ülke kalmadı. Ha, Türkiye – Suriye sınırına ördüğü duvar var. Eğer başarıysa, bu duvarı başarı sayabiliriz!

 

 

 

 

 

BizGençler