Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye'nin işsiz sayısı iki kat artar mı?

İrili ufaklı iki yüz küsur ülkenin nasıl her birisi dünyanın parçasıysa, Türkiye de dünyanın bir parçasıdır. Dünyada olup biten ne varsa, diğer ülkeler gibi Türkiye’yi de etkilemektedir. Amerikan Merkez Bankası FED mesela: “Karşılıksız par basacağım” dedi, işine yarıyordu; tıpkı diğer ülkeler gibi Türkiye de zil takıp oynadı.  Aradan 7 sene geçti. FED bu kez de “Piyasadaki karşılıksız dolarları toplayacağım” deyiverdi; tıpkı diğer ülkeler gibi Türkiye de “Biraz daha idare etsen” dedi fakat FED bildiğini okudu. Şimdi de “Faizleri indireceğim - arttıracağım” diyerek baskı kuruyor ülkelerin narin yüreklerine!

 

Japonya da para politikasını genişletti. O da cürmü kadar yaktı ülkelerin ciğerini. Almanya da aynı yolu denedi. Şimdi de İngiltere! İngiltere “AB üyesi olarak kalalım mı, yoksa çıkalım mı” diye referanduma gitmeye hazırlanıyor. O da etkileyecek tabii ülkeleri.  

Bu etki - tepki meselesi yeni değil; onu da söyleyeyim. Bilhassa son yüz yılda hep yaşandı. Bazı ülkeler tek başlarına etkiledi. Bazı ülkelerin üçü beşi bir olup öyle etkiledi dünyayı ama etkiledi. En belirgini ise “Kapitalist” ve “Komünist” ülkeler arasında oldu.

60-70 senelik bir süre içinde “Kapitalist” ülkeler zenginleşti ve halklarının refah seviyesi yükseldi. “Komünist” ülkeler ise savunma sanayiine yatırım yapıp güçlendiyse de halkları fakir kaldı. “Zengin Batı”nın “NATO”su vardı. “Komünist” ülkelerin ise orduları!

Batı halkı zenginliğin tadını çıkardı. Kazandığı parayla seyahatlere çıktı. 11 ay çalıştı, bir ay gezdi. Yeni ülkeler gördü, yeni medeniyetler tanıdı. Çocuğu ayak bağı gördü. Seyahate çıkmasına engeldi. Çocuk yapmaktan vazgeçti.

Çocuk, sosyal hayat için olduğu kadar ekonomi için de lazımdı hâlbuki. Batı bu gerçeği fark etti ama iş işten geçtikten sonra fark etti. Devletler, vatandaşları çocuk yapsın diye birçok şey vaat etti ama hiçbiri para etmedi. Kadınlara doğum izni ve doğum parası verdi, o dahi etkili olamadı Avrupalının çocuk yapma isteği üzerine. 

Yaşlanan Batı nüfusu, tüketim kabiliyetini kaybetmişti. Sanayici ise üretimin zirvesine çıkmıştı ve yana yakıla tüketici arıyordu. Tüketim olmadan üretimin ne kıymeti olabilirdi ki?

Çin bir milyar 500 milyon nüfuslu bir ülkeydi ve tüketime açtı. Keza Hindistan; o da bir milyar 200 milyon nüfusasahipti ve her türlü ürüne ihtiyaç duyuyordu. Rusya’da öyle. 140 milyon nüfusuyla her türlü lüks malı tüketmeye hazırdı.

Strateji belirlendi. Duvarlar yıkılacak ve Doğu üretim, Batı tasarım üssü olacaktı.  Öyle de yapıldı. Batı’da tasarlayıp Doğu’da üretme planı start aldı.

13 Haziran 1990 günü Berlin Duvarı yıkıldı ve 15-20 sene içinde Batı’dan Doğu’ya 4 trilyon dolar civarında sermaye transferi gerçekleşti. Fabrikalar kuruldu ve üretim başladı. Doğu insanı ideal birer tüketici oluvermişti. Çalışıyor, kazandığını harcıyordu.

O sermaye akışı esnasında Türkiye’de yabancı sermayeden nasibini aldı ve 1992 - 2015 yılları arasında ülkeye 165 milyar dolar tutarındaki yabancı sermaye doğrudan yatırım için geldi. Bunun 150 milyar dolarlık kısmı 2005-2015 yılları arasında geldi ve o dönemde kamu tesisleri özelleştirildi. Banka, sigorta, enerji, perakende şirketleri yabancılara satıldı. 

Bu arada kimse “Daha fazla yabancı sermaye çekme imkânı var mı” diye sormadı. “Vietnam’da bile yatırım fırsatı arayan yabancı sermaye Türkiye’de neden 150 milyar dolarda kaldı?” Bu soruya kimse kafa yormadı. “Hukuki altyapıyı kuralım, yatırımcının güvenini kazanalım ve daha fazla yabancı sermaye çekelim” diyen olmadı!

2008 yılında Global Kriz baş gösterdi. Mortgage Krizi’nin çıkış yeri ABD’deydi ama ABD karşılıksız para basarak bu riski dünyaya yaydı. Gelişmiş ülkeler olumsuz etkilendiyse de “gelişmekte olan ülkeler”in işine yaradı FED’in bu karşılıksız para basma planı. Para bollaşmış, faizler düşmüştü; işe yaramaz mı? Bu bolluğu fırsat bilen “gelişmekte olan ülkeler” ha babam de babam borçlandılar. Türkiye’de borçlanan ülkeler arasındaydı ve aldığı borçlarla yol ve havalimanı gibi altyapı yatırımları yaptı. Sağlık hizmetlerini yaygınlaştırdı. Görkemli binalar inşa edildi. Hiç kimse “Biraz da üretim tesisi açalım” demedi. “Ar-Ge, inovasyon, markalaşma yatırımları yapalım” diyen çıkmadı.

O ballı dönem hep sürecek sanılıyordu ama sürmedi. Para bolluğu bitti. Faiz, yükselme sinyali vermeye başladı. Kur, sürekli yükseliyor. İşsizlik ciddi problem oldu.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi dünya “Endüstri 4.0” devrimi yaşıyor. “Endüstri 4.0”ün diğer üç devrimden en önemli farkı, çok hızlı devreye giriyor olması ve açığa çıkardığı iş gücü ile sermayenin haddinden fazla olacağı!

Türkiye de aynı risk altında. Bugün 3 milyon 500 bin olan işsiz sayısının kısa sürede 7 milyon olması mümkün! Üç sene sonra 7 milyon işsizi olan Türkiye’yi düşünebiliyor musunuz? Endüstride “buhar” devrimi yaşanmıştı ama iş gücüne olan ihtiyaçta bir azalma olmamıştı. “Elektrik” devriminde de işgücü talebi devam etti. “Dijital” devrim de tıpkı diğer ikisi gibi işletmelerin üretim kapasitesini arttırmıştı ama istihdam talebinde düşme görülmemişti.

“Robot çağı” diye de adlandırılan “Endüstri 4.0” ise hem sermayeyi, hem de işgücünü açığa çıkarıyor. Ülkelerin kendilerini korumak için “robot kullanan” ülke statüsünden çıkıp “robot üreten” ülke statüsüne girmesi gerekiyor. Türkiye için de geçerli tabii geçiş. Bir an önce yazılım ve robot endüstrisinde büyük adımlar atması lazım.

Binali Yıldırım Hükümeti, geçmiş hükümetler gibi inşaat yatırımlarına ağırlık vereceğini açıkladı. Böyle bir ortamda birinin kalkıp “Böyle geldi ama böyle gitmez” demesi lazım. “Türkiye’nin bir an önce stratejik kararlar alması ve Endüstri 4.0 devrimine geçmesi gerekiyor.”

İşletmelerin 1) Verimliliği azami seviyeye çıkarmak 2) Maliyeti asgari seviyeye çekmek gibi iki ayak üzerinde durduğu herkesin malumudur.  “Endüstri 4.0” devriminin hakkını veren bu iki hedefi de 12’den vuracakken; veremeyen, aşağı düşmekten kurtulamayacaktır. Eskisi gibi birçok teknolojinin yaptığını kas gücüyle yapma dönemi bitiyor çünkü. Esas risk bu: Türkiye “ucuz işçi” avantajını kullanmayı sistemleştirmişti. Şimdi o avantaj bitiyor. Tek çare “Endüstri 4.0.”

 

 

 

 

BizGençler