Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye’nin potansiyeli ile realitesi arasındaki uçurum!

Türkiye’nin bir “potansiyeli” var, bir de “realitesi!” Potansiyel konusunda tartışılmaz bir zenginliğe sahip olduğu, inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Fakat hüküm süren “realite”nin bu “potansiyel” ile ters orantılı olduğu da bir başka gerçeğidir Türkiye’nin! İşin garipliğine bakın ki, “realite” yerine “potansiyeli” konuşup kendimizi avutuyoruz. O da ülkenin her geçen gün kan kaybetmesine sebep oluyor!

Potansiyelinden birkaçını sıralayalım mesela:

1)      2000 bin yıllık bir tarihi geçmişi var…

2)      Müthiş bir coğrafyaya sahip ve jeopolitik konumu oldukça yüksek…

3)      Asya ve Avrupa’yı bağlayan köprü konumunda ve Afrika kıtasının hemen üstünde…

4)      Dört mevsimi yaşayan ender ülkelerden birisi…

5)      Anadolu toprakları baştan sona kadar tam bir açık hava müzesi…

6)      En eski medeniyetlerin kurulduğu topraklar üzerinde bulunuyor…

7)      Genç ve eğitimli bir nüfusa sahip…

8)      Müteşebbis sayısı oldukça fazla…

9)      3 saatlik uçuşla 2 milyar nüfuslu bir pazara ulaşma imkânı var...

10)   Demokrasiye aşinalığı var…

Bunlar sahip oldukları. Ya olmadıkları?

1)      İç tasarrufu oldukça sınırlı…

2)      Hukuki altyapısı yeteri kadar sağlam değil…

3)      Sistem kurma yeteneği düşük…

4)      Planlı yapmayı bilmiyor… Programlı yaşamıyor…

5)      Petrol ve doğalgazda dışa bağımlı…

 

Türkiye’nin sahip olduğu “potansiyel”in her birisi ayrı bir değerdir ama hepsi hamdır! İşlenmesi lazım. Bunu yapacak olan insandır. Türkiye’nin tek sermayesi olan genç nüfusa iyi eğitim vermesinin şart olma nedeni de budur zaten! Eğitimli ve ticari vizyonu yüksek insanların ülkedeki tarih, kültür ve tabiat zenginliklerini harekete geçirmesi kolay olacaktır. Bir de bunun sanayi ve teknoloji ayağı var tabii. Müteşebbis ve girişimcilerini teşvik edip ulaşabilir bu hedefe.

 

Un var, su var, şeker var ama helva olmuyor!

 

Şurası bir gerçektir ki, Türkiye’nin sahip olduğu en zengin kaynağı insan kaynağıdır. En fakir kaynağı ise enerji ve finanstır. Türkiye eğer insan kaynaklarını iyi motive eder ve eğitirse; dışarıdan aldığı petrol ve kredinin bedelini ödediği gibi ülkenin iç tasarrufunu artırıcı katma değer de üretebilir.

Bütün bunları yapmak için Türkiye’nin yabancı finans kuruluşlarından temin ettiği kredileri katma değeri yüksek alanlara yatırması gerekmekteyse de iktidarlar hukuku sevmiyor ve uluslararası bankalardan aldıkları borçlarla, vatandaşın hoşuna giden alanlara yatırım yapmayı seviyorlar. Bu da ülkenin borç stokunun artmasına sebep oluyor tabii.  

Un var, su var, şeker var ama Türkiye helva yapamıyor! Helva yapma realitesi yok çünkü. O realite olmayınca da sahip olduğu potansiyeli katma değere dönüştüremiyor! Geriye bir tek “Suyum çok kaliteli” diye övünüp avunmak kalıyor ki, Türkiye tam da onu yapıyor işte!

 

 

BizGençler