Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye'nin tek fazlası "kötü yönetim!"

Dün Balmumcu tarafındaydım; oradan da Fulya’ya indim. OTİM İş Merkezi’nin önünden geçerken bir an kendimi 1980’li yıllarda buldum. O binanın dili olsa da anlatsa!

Türkiye 1980’li yılların ikinci yarısına geldiğinde iktidarda Turgut Özal Hükümeti vardı ve Özal “ihracat hamlesi” başlatmıştı.

OTİM İş Merkezi hâlâ duruyor, İETT Durağı da var OTİM diye ama o binanın Ortadoğu Ticaret Merkezi olduğunu ve Türkiye’nin “ihracat hamlesi”ni o binada başlattığını binada yaşayanlar dahi bilmezler.

Bir efsaneydi hâlbuki!

Bilhassa özel sektör ihracatta destan yazsın diye kurulmuştu Ortadoğu Ticaret Merkezi ama 52 milyon nüfuslu Türkiye topu topu 8 milyar dolar tutarında ihracat gerçekleştiriyordu. Kimsenin anlamadığı bir şeydi yani ihracat!

En iyi bildiği iş tekstildi ve o da emekleme dönemi yaşıyordu. “Aynı modelden 10 bin giysi” siparişi gelmiş olsa, kimse cevap veremezdi bu talebe. O günlerde merdiven altı üretim çok yaygındı ve iç piyasanın ihtiyacını mahalle aralarına yayılmış atölyeler karşılıyordu.

Doğru dürüst üretim olmadığı gibi dış ticaretle ilgili hukuki alt yapı da yeterli değildi. Bilgi eksikliği de buna eklenince trajikomik olaylar yaşanmaya başlanmıştı!  

OTİM de bunlardan biriydi. Fistan giymiş bir adam görmeye görsünler, hemen koluna girer ve dosdoğru OTİM’e götürürlerdi. OTİM o günlerde kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeydi ama bina gösterişliydi. Ortadoğu zevkini yansıtan bir mimari tarzı vardı. Daha sonra fistan giydirdikleri Türkleri dahi OTİM’e götüren ve o hizmeti karşılığında orada yiyip içen bir sektör dahi oluşmuştu. Buna benzer komiklikleri saymakla bitmez!

 

Laleli’nin doğuşu

 

Uzatmayalım. OTİM formülü tutmadı ama Türk müteşebbisi kıvrak zekâsını kullanıp bir çıkış yolu buldu: Laleli.

Laleli o günlerde doğdu o günlerde ve Ruslar başta olmak üzere Kafkaslardan ve Ortadoğu’dan gelen tüccarlar bavullarını doldurup gitmeye başladı. İşler hızla gelişti. Adamalar geliyor peşin parayla aldıkları elbise ve ayakkabıları bavullarına doldurup gidiyorlardı.

Rusya ve Kafkas ülkeleri komünizmden yeni çıkmışlardı ve tüketim açlığı çekiyorlardı. Ne kaliteyi dert ediyorlardı, ne de standart talepleri vardı. Ne bulurlarsa alıp götürüyor ve çok para kazanıyorlardı. Gelip gitme onlar için vakit kaybı demekti. Bu kaybı ortadan kaldırmak maksadıyla “sipariş sistemi” girdi devreye.

Laleli esnafı, Rus tüccarın gönderdiği parayı alıyor ve malı kargoya veriyordu. Sistem tıkır tıkır işliyordu ama uzun sürmedi. Kısa sürede yozlaştırıldı ve suiistimaller başladı. Elbette ki iş akdini layıkıyla yerine getirenler vardı ama cebine koyduğu doların karşılığında defolu elbise gönderen de oldu, çaput gönderen de. Tam bir trajedi!

 

Dubai kuruldu

 

O insanlar standarttan anlamıyor, kalite nedir bilmiyorlardı belki ama aptal da değillerdi. Aldatıldıklarını anlayınca ellerini eteklerini çektiler İstanbul’dan. Laleli esnafı eli böğründe kalakaldı!

Dubai’nin doğduğu dönem işte o dönemdir. Her geçen gün artan talebi gören Arap iş adamları Dubai’yi serbest ticaret merkezi yaptılar ve milyonlarca insan oraya aktı. Gümrüksüz ürün çok cazipti ve bölgedeki insanlar akın akın Dubai’ye gitmeye başladılar. Sadece İran’dan 450 milyar dolar yatırım sermayesinin Dubai’ye gittiği biliniyor.

Laleli esnafı oyunu kuralına göre oynamış olsaydı Dubai’de inşa edilen alışveriş ve eğlence merkezi Türkiye’de kurulurdu. Kaçan balık büyük oldu!

 

Avrupa pazarı

 

Türkiye bugün senede 150 milyar dolar ihracat gerçekleştiriyor. 1987 yılında gerçekleştirdiği 8 milyar dolarla mukayese edince bu bir başarı gibi görülür belki ama sahip olduğu potansiyelle mukayese edildiğinde hiç de başarı olmadığı anlaşılır.  

Türk müteşebbisinin çabası üretim ve ihracatı bir yere getirdi. Avrupa’nın şartları bu çabayla buluşunca “ucuz işçilik” diye bir kavram girdi Türkiye’nin gündemine.

Avrupalı tasarladığı giysiyi Türk üreticisine verip “Şu kumaşı, şu düğmeyi, şu ipliği kullan ve şu üründen bana şu kadar adet üret” demeye başladı. Türk iş adamı Avrupa’dan satın aldığı konfeksiyon makineleri ile o üretimi gerçekleştirmeye başladı. Böylece “Fason üretim” mevhumu Türk sanayicisinin üzerine yapıştı.

Sanayicinin hakkını teslim etmek lazım: Onlar, Laleli esnafının düştüğü hataya düşmediler. Suiistimale tevessül etmediler. Daha kaliteli üretim için ne yatırım gerekiyorsa hepsini yaptılar. Standart konusunda titiz davrandılar. Az kâra razı oldular ve 15 – 20 senedir bu işbirliğini sürdürüyorlar.  

 

500 milyar dolar hedef

 

Türkiye kendisine 2023 yılı için 500 milyar dolar ihracat hedefi koydu. Gerçekleşmeye bakan kişi, bu hedefe ulaşılamayacağını hiç zorlanmadan görür. Hâlbuki Türkiye değil 500 milyar dolar, bir trilyon dolar ihracat gerçekleştirebilecek bir potansiyele sahip.

Türkiye şayet dış politikada doğru stratejiler gerçekleştirebilseydi, o bir trilyon dolar tutarındaki ihracatı rahatlıkla yakalardı. Tüm enerji ve prestijini kuralsız ve standart dışı Ortadoğu’da kaybetti ve gele gele “Şanghay İş Birliği”ne geldi. Allah-ü teâlâ sonumuzu hayır eylesin.

 

Türkiye potansiyeli

 

Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi, siyasi ve iktisadi potansiyel hiçbir ülkede yok halbuki. Beşeri sermaye yönünden de fena sayılmaz aslında. Tarih ve kültür zenginliği yönünden zaten emsalsizdir. Tek eksiği “Basiretli siyasetçi!” Çok konuşan siyasetçi yerine basiretli siyasetçileri olsaydı Türkiye uçardı!

Ya da şöyle söyleyeyim: Türkiye’nin sahip olduğu değerleri bir başkasına anlatsan ve “Bu ülke bir türlü Orta Gelir Tuzağı’ndan çıkamıyor” desen, inanmaz!

 

 

 

 

 

BizGençler