Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Türkiye yol ayrımında mı?

Türkiye önce Standard & Poor’s ardından da Moody’s tarafından kırık not aldı. Türkiye’nin konumunu “Yatırım Yapılamaz” konumuna çekti her iki rating kuruluşu.

Türkiye bu nota “siyasi” diye tepki gösterdi.  “Gölgede başka söylüyorsun, güneşte başka” diye kafa tuttu. Bu suçlamaları “ihanete” kadar götürdü.

Söylenenler arasında “doğru” olanı var, “yanlış” olanı var.

Kredi notu veren şirketlerin açıklamalarında “haklı” olan taraflar da var, “haksız” olan taraflar da.

Bunların hepsi kâğıt üzerinde olan kayıtlar ya da lafta kalan sözler. Bitmez!

Esas piyasaya bakmak lazım… Yabancı fonlar çıkar ve 10 milyar dolarını çekerse yandı gülüm keten helva!

Moody’s notunu geçen hafta sonu açıklamış ve piyasanın ne tepki vereceği bilinmiyordu. 26 Eylül 2016 Pazartesi günü onun için önemliydi. Borsa yüzde 4’lük bir kayıp yaşadı ve BİST 100 endeksi 75 bin 75 bin 500 bandında gitti geldi. Dolar 3 bin lira etrafında dolaştı. Çeyrek altın 210 lirayı görerek en fazla değerlenen yatırım aracı oldu.

Birinci soru şu:

Piyasa toparlanır mı toparlanmaz mı?

Bu sorunun cevabını vermek için en azından bu hafta sonunu görmek lazım. Yabancı fonların tepkisini görmeden söylenen her şey eksiktir ve tünelin ucundaki ışığı göstermez. Piyasanın tavrını yabancı fonlar belirleyecekler çünkü.

Yabancı fonlar çıkmazsa ya da çıkarsa ne yapmak lazım?

Esas soru bu: Türkiye bundan sonra ne yapacak?

Başka bir deyişle, uzun vadede ne yapacak?

Moody’s ve Standard & Poor’s Türkiye’nin notunu neden “Yatırım yapılamaz”a getirdiğini üç ana başlık altında açıkladı.

1)      Türkiye’nin borçlanma ihtiyacı arttı. Vadesi gelen borçlarını yenilemesi için yılda 168 milyar dolara ihtiyaç duyuyor. Ayrıca 32 milyar dolarlık bir cari açık meselesi söz konusu. Yani toplam 200 milyar dolarlık bir kredi bulması gerekiyor.

2)      Bazı senelerde yüzde 7-8 ekonomik büyüme gerçekleştiren Türkiye, ortalama yüzde 5 büyüme potansiyeline sahipken, son senelerde yüzde 3 ya da yüzde 4 büyüme gerçekleştirdi. 2017 yılında ise yüzde 3 oranında ya büyür ya büyümez.

3)      Türkiye’nin borç bulma yeteneği de azalıyor. Hem dünyada eski para bolluğu yok, hem de FED politikalarından dolayı faiz oranları artma eğilimi gösteriyor.

Bu gerçekler, ne derseniz deyin; değişmeyecek gerçekler.

Peki, Türkiye mevcut şartlar içinde ne yapabilir?

İç tasarrufları arttırıcı tedbirler alabilir mesela. Da… Yüzde 13 civarındaki iç tasarrufu artırmak için önce tüketim politikasından vazgeçilmesi gerekirken; son kararlarla kredi kart limitleri artırma yoluna gidildi ve vade süreleri 9 aydan 12 aya çıkarıldı.  

Bunlar tüketimi arttırıcı karalar.

Türkiye tüketimi körüklerken tasarrufu teşvik edebilir mi?

Gelirleri arttırmak da mümkün tabii: Üretim ve ihracatı arttırdığı takdirde Türkiye düze çıkar. Ancak, üretim için yatırım, ihracat için ise pazar lazım. Dünyadaki ve Türkiye’deki ne finans yapısı, ne de piyasa şartları buna olumlu cevap vermiyor.

Yapılacak bir üçüncü iş ise Türkiye’nin kendisine “Dünyada para bolluğunun yaşandığı dönemde ben ne yaptım” sorusunu sorması ve bu sorunun cevabını vermesi de faydalı bir hareket tarzıdır.

Türkiye’nin kendisine ayna tutması, geleceği tasarlaması açısından çok önemlidir.

Türkiye o on senede borçlandı. Aldığı kredilerle yol, köprü, havalimanı inşa etti. Uçak satın aldı. Hastane zincirleri kurdu ve vatandaşı hastane kapısında kuyrukta bekleme çilesinden kurtardı.

Bunların hepsi takdire şayan şeylerdi elbette ki.  Ama “katma değeri yüksek” ürün üretmek için ne yatırım yaptın?

En azından “katma değeri yüksek” ürün ile “hizmet alanı”na yaptığın yatırım arasında denge kurdun mu?

Türkiye şayet bu soruları doğru bir şekilde sorar ve cevabını da aynı doğrulukla alırsa her türlü planlamayı yapar ve kalkınma stratejilerini tespit edip yoluna devam eder.

 

 

 

 

 

BizGençler