Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Vaat edecek bir şey kalmadı, sıra icraatlarda

Cumhurbaşkanı Erdoğan topluma “Demokrasi”, “Değişim” ve “Reform” sözü verdi. Başbakan Binali Yıldırım bu sözleri defalarca tekrarladı ve Ak Parti’nin “Yeni taahhüdü” oldu bu mefhumlar.

Erdoğan ayrıca “Huzur” ve “Refah” konusunda da çok iddialı konuştu.

Türkiye’nin “Büyük” ve “Güçlü” Türkiye olacağına o kadar çok vurgu yaptı ki, hepimizin beynine kazındı bu kavramlar.

Ak Parti bütün bunların “Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi”ne geçişle birlikte yaşanacağının altını kalın çizgilerle çizmiş ve vatandaştan referandumda “Evet” oyu istemişti. İstediği “Evet”i aldı.

Yüzde 51.48 “Evet” oyu ile birlikte iktidarın önündeki “Bürokrasi” dâhil her türlü mani kalkmış oldu. “Terör” ile mücadelesi kolaylaştı.

 

Orta Gelir Tuzağı

 

En son vaadini ise Ankara Arena’da gerçekleşen Ak Parti Olağanüstü Kongresi’nde verdi Erdoğan: “Orta Gelir Tuzağı’na düşmeyeceğiz!”

Türkiye “Orta Gelir Tuzağı”na düşeli 10 yıla yakın bir süre oldu ve bu işin vahametini bilenler “Türkiye bu eşikte daha fazla kalmasın” diye feryat ediyorlar. Türkiye’nin bu tuzaktan bir an önce çıkması için Erdoğan’ın vaat ettiği “Reform”ların başlaması ve her sene en az yüzde 7 büyümenin sürdürülebilir bir hale gelmesi lazım.

Soru şu: Erdoğan söz verdiği “Büyüme”yi gerçekleştirir ve Türkiye’yi “Güçlü” Türkiye yapabilir mi?

Bu sorunun cevabını verirken “Hayır” diye kestirip atmak hem kolaycılık, hem de Erdoğan’a haksızlık olur!

 

Takdir-i İlahi

 

Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Başkan olmadan önceki dönemde şehir susuzluktan kırılıyordu. Erdoğan şehrin hem su meselesini çözdü, hem de şehri rahatlatan altyapı yatırımları yaptı. Fakat “Takdir-i İlahi” diye bir şey var. Nurettin Sözen döneminde yağmayan yağmur, Recep Tayyip Erdoğan döneminde yağdı.

Hakeza Ak Parti Hükümetleri: Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu 2003 yılında dünya çok farklı bir konjonktürdeydi. Para bollaşmış, faizler düşmüş ve Batı sermayesi Doğu’ya akıyordu.

Tüm gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye’de bu bolluktan istifade etti. O günden bu yana Türkiye Hazinesi’ne 50 milyar dolardan fazla özelleştirme geliri girdi. Aynı dönemde 150 milyar dolardan fazla doğrudan yabancı sermaye yatırımı gerçekleşti. 130 milyar dolar olan dış borcu 450 milyar doları buldu.

Bu paraların nerede ve nasıl kullanıldığı ayrı bir makale konusudur, oraya girmeyeceğim.

 

Bol para, düşük faiz

 

Bendeniz sadece Ak Parti döneminde dünyanın yaşadığı bolluğa işaret ederek; bundan sonra aynı bolluk ve bereketin yaşanıp yaşanmayacağı hususunda bir pencere açma arzundayım. O pencereden bakıp birlikte sorgulayalım.

İktidarlar “iyi” olan her şeyi kendilerinden bilmeye, “kötü” olanları ise “dış mihrak”lara yüklemeye meyyaldirler.

De…

2000’li yıllarda Ak Parti’nin yelkenini şişiren global rüzgâr şimdilerde esmiyor! Bu dünyanın bir gerçeği. Toparlanan ABD, faizleri arttırmaya başladı ve TL Amerikan Doları karşısında değer kaybetmeye başladı. Avrupa henüz toparlanabilmiş değildir. Küresel kriz henüz bitmedi.

 

Irak ve Suriye pazarı

 

2008 Krizi’nden dolayı AB ülkelerine ihracatı düşen Türk sanayicisi alternatif pazarlar bulmuş ve ihracat dengesini korumuştu. O dönemde Irak ve Suriye pazarı Türkiye ekonomisi için can simidi rolü oynamıştı; şimdi ikisi de yok! Onlar olmadığı gibi Mısır, Libya gibi ülkeler de yok! Rusya var ama o da inişli çıkışlı. Önce bir ambargo koydu, Türkiye’nin turizm gelirleri düştü. Şimdi de “salatalık alırım, domates almam” deyip piyasayı sallıyor.

Hem içeride, hem dışarı da krize yakın sıkıntı var yani. Hâl böyle iken Türkiye nasıl büyüyüp ‘Güçlü Türkiye’ olacak?

 

Özelleştirecek ne kaldı?

 

Bunlar dış ülkelerdeki olumsuzluklar. Bir de ülkenin kendi meseleleri var: İktidar “Özelleştirme yapayım” dese, ne var ki neyi özelleştirecek? Doğrudan yabancı sermaye çekeyim, dese o da nazlı! Borçlanayım, dese faizler yüksek! İç tasarrufu harekete geçiririm, diye düşünüyor ama Türkiye’nin iç tasarrufu yüzde 20’yi bulmuyor!

En kötüsü de dünya ile kavgalı. ABD, AB, Rusya, Orta Doğu, Kuzey Afrika… Hepsi Türkiye’ye sırt çevirmiş durumdalar!

ABD “PYD” olayından dolayı kavgalı. AB “Hukuk”tan dolayı kavgalıdır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın dostunu ve düşmanını seçme gibi bir rüştü yok!

 

Hukuk Devleti misiniz?

 

İktidarın en çok şikâyet ettiği meselelerden biri de bürokrasidir. Hâlbuki işlerin önündeki engel bürokrasiden ziyade hukuksuzluktur. Bir ülkede hukuk yoksa hiçbir şey yolunda gitmez!

Erdoğan dünkü Kongre’de partisinin “A Takımı” olan MKYK’sını gençleştirdi. Bu hafta içinde Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve kabinesini de değiştirmesi bekleniyor.

Bütün bu yenilikler Ak Parti’nin vaat ettiklerini gerçekleştirmeye yetmeyecektir. Dış etkiler var çünkü. AB ve ABD ile yeni baştan bir strateji uygulaması lazım.

Yapar mı, yapmaz mı?

 

 

 

BizGençler