Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Yabancı sermaye Türkiye'siz yapamaz

Türkiye yabancı sermaye yatırımlarıyla tanışalı 80 yıldan fazla zaman oldu ve o tanışıklık daha sonraki yıllarda stratejiye dönüştü. 1930’lu yıllarda Türkiye’de peş peşe demir çelik fabrikaları kuruldu. Birleşik Krallık ve Hollanda merkezli Ünilever, Türkiye’de ilk fabrikasını 1952 yılında kurdu.

Hilton Oteli İstanbul Harbiye’de hizmet vermeye başladığı yıl, 1955 yılıdır. Tofaş – Fiat Fabrikası 1968 yılında, Oyak – Renault Fabrikası ise 1969 yılında faaliyete geçti.

“Özelleştirme” dünyanın gündemine 1980’li yıllarda geldi. Türkiye’nin özelleştirmeyle tanışması da aynı yıllardadır ve ilk özelleştirmesini 1985 yılında uyguladı. Türkiye o günden bugüne 70 milyar dolardan fazla özelleştirme gerçekleştirdi.

Doğrudan yatırım için gelen yabancı sermayenin 150 milyar doların üzerinde olduğu da ayrı bir gerçeğidir Türkiye’nin.

 

Hemen her sektör

 

Türkiye’de otomotiv, banka, sigorta, enerji, çimento, perakende, gıda, yeme - içme, otel, inşaat gibi sektörlerde yatırım yapan uluslararası firmalar herhangi bir problemle karşılaşmadan iktisadi faaliyetlerini sürdürmüş ve elde ettikleri kârı diledikleri gibi tasarruf etmişlerdir. Kanunlar, bu şirketlerin elde ettikleri kârı sermayelerine ilave etmelerine ya da şirket merkezlerine transfer etmelerine izin vermektedir.

2016 yılı Türkiye için krizlerin, darbe girişimlerinin ve terörün ağır iz bıraktığı bir yıl olmasına rağmen Türkiye geçen sene 12 milyar doların üzerinde doğrudan sermaye aldı ve sermaye girişinin yüzde 64’ü Avrupa’dandı.

Uluslararası Finans Enstitüsü (IFF) “Yükselen Piyasalara Sermaye Akışları” raporunda 2017 yılında Türkiye’ye gelmesini beklediği 30 milyar dolar sermaye tahminini 32 milyar dolara çıkardı. Ki, bu sermaye girişinin de önemli bir oranın yine Avrupa sermayesi olacağını söylemeye bilmem gerek var mı?

2017 yılında Milli Piyango, Ziraat Bankası, Halkbank, Kalkınma Bankası, Türkiye Petrolleri A.Ş başta olmak üzere 100 kuruluşa özelleştirme yolu açıldı.

Petrol Ofisi’nin Hollandalı Vitol’e satışı 2017’nin Mart ayında gerçekleşti.

 

Türkiye’nin avantajları

 

Türkiye’nin nüfusu ve yer aldığı coğrafyadaki konumu yabancı sermayenin her dönemde ilgisini çekmiştir. Genç ve eğitimli nüfusu, 3.5 saatlik uçuş ile 1 milyar 500 milyon kişilik bir pazara ulaşıyor olması Türkiye’yi cazibe merkezi haline dönüştürmüştür. 

Dünya, “Endüstri 4.0 Dönemi”ne girdi ve teknoloji insanın yerini almaya başladı. Her alanda robotları görüyoruz. Bu durum, şirketlerin üretim yeri seçme stratejilerini değiştirmelerine neden oldu. Daha önce ucuz insan gücünden faydalanmak üzere Doğu ülkelerine yatırım yapan çok uluslu şirketler de zaten yatırım stratejilerini gözden geçirmeye başladılar. Bu şirketlerden biri olan Adidas kararını verdi ve Vietnam'daki fabrikasını Almanya'ya taşıdı. En son fabrikasını da Atlanta'da açtı.

 

Ucuz İşçi

 

 

İleri teknoloji ile donatılmış robotların devreye girmesiyle birlikte şirketler iş gücü maliyetlerini aşağı çektiler çekmesine ama yine de bu konu; yatırım stratejilerini birebir etkilemedi. “Ucuz İşçi” unsurlardan sadece biri. Pazar mesela. Üretim yerinin pazara yakın olması çok önemlidir. Üretim yeri tüketiciye yakın değilse, firma; “robot işçi” avantajı, lojistik firmalarına kaptırıyor ve avantaj diye bir şey kalmıyor geriye. Ayrıca üretim yerine yakın olan nüfusun tüketime aç olması da gerekmektedir. Avrupa nüfusu yaşlandığı gibi tüketim kabiliyetini de kaybetti. Dolayısıyla yatırımcıya sunduğu avantaj yok!

Türkiye ve çevresindeki 1.5 milyar nüfus öyle mi ya? Hem genç, hem tüketime aç! Dolayısıyla Türkiye nasıl 1980’li yıllardan itibaren “ucuz işçi” avantajından dolayı tercih edilmişse, bundan sonra da hem kalifiye eleman sayısının çokluğu ve hem de tüketiciye yakınlığı nedeniyle cazibe merkezi olmaya devam edecektir.

Türkiye tüketime yatkın 80 milyonluk nüfusunu yanı sıra 3.5 saatlik uçuş mesafesinde 1 milyar 500 milyon kişiden oluşan bir pazarın tam orta yerindedir çünkü.

 

Enerji Koridoru

 

Türkiye’nin bir başka avantajı da enerjidir. Her ne kadar petrol ve doğalgaz rezervleri yoksa da toprakları üzerinde müthiş bir enerji koridoru açıldı. Rusya, İran, Irak, Azerbaycan ve İsrail petrollerini Avrupa’ya taşıyan boru hatları ile adeta örüldü. Alternatif enerji yatırımları da başladı.

Türkiye’nin yabancı sermaye konusunda tek handikabı hukuki altyapının yeterli olmamasıdır ancak hukuk alanında her sene olumlu gelişmeler yaşanıyor ve “Türk Hukuk Sistemi”, “Uluslararası Hukuk Sistemi”ne uygun hale getiriliyor. Kısa sürede tüm sektörler tıpkı bankacılık sektörü gibi güçlü ve güven veren bir konuma gelecektir. 

 

 

 

BizGençler