Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Yeni komutanları tanıyor musunuz?

Bin 684 asker tek celsede Olaganüstü Hal (OHAL) kapsamındaki Kanun Hükmündeki Kararname (KHK)ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) kovuldu. Kovulma nedenleri Fetullahçı Terör Örgütü bağlantılı olmaları ve milli güvenliğe tehdit oluşturmalarıydı. 

 

İhraç edilenlerin 149’u general, bin 99’u subay, 436’sı astsubaydı.

TSK bünyesinde 356 general bulunduğu ve bunun nereyse yarısının Fetullahçı Terör Örgütü Üyesi diye atıldığı dikkate alınırsa işin vahameti kendiliğinden ortaya çıkar.

Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) Toplantısında 48 general emekli edildi, 99 albay general oldu.

Çok kritik bir dönem yaşandı: Gönderilenler oldu, atananlar oldu.

Bu hızlı trafiğin iki önemli unsuru şudur: Gönderilenlerin doğru yargılanmaları, gelenlerin ise sahip oldukları liyakatlerine göre atanmaları.

Her ne kadar OHAL kapsamındaki KHK ile atılanların kanun nezdinde hak arayamıyorlarsa da vicdanlarda suçlarının tescillenmesi şarttır.

Sorgulamalarda tüm kriminal imkânların kullanılması, sosyoloji ve psikoloji biliminin tüm değerlerinden istifade edilmesi ve gidilebildiği kadar geriye gidip köklerinin kazınması lazımdır.

Gelenlerin endişeye mahal bırakmayacak bir şekilde Atatürkçü olduklarının altı çiziliyor. Sicillerinde “görevlerini layıkıyla yaptıklarından ve verilen her işi başarıyla tamamlamış olduklarından” başka bir şey yazmadığı ifade ediliyor.

Unutmamak lazım ki, gidenlerin de çok başarılı ve çalışkan oldukları, bizzat üsleri tarafından teyit edilmişti.  

Demek ki başarı ve liyakate bir de şeffaflığı ilave etmek gerekiyormuş. Sistemi, herkesi hesap veren ve hesap soran bir anlayış içinde işletmeden doğru sonuç alınamayacağı bir kez daha görülmüş oldu. Hem de bedeli büyük bir fatura ödemekle mümkün oldu.  

 

Hukukun doğru işletilmesi şart

 

Kamuoyu henüz olup bitenleri anlamış, söylenenlerden ve ortaya atılan görüntülerden tatmin olmuş değil. Karanlıkta kalan, muğlak emareler var.

Yargıç karşısına çıkarılanların doğru bir şekilde yargılandıklarına toplumun inanması gerekmektedir. Aldıkları cezayı hak ettikleri kanaatinin uyanması lazımdır. Şartlardan bir diğeri de suçsuz olanların serbest bırakıldıklarını ve tüm haklarının kendilerine geri verildiğini toplumun görmesidir.

En önemlisi ise yaşanan “darbe girişimi”nin zihinlerden düşünce olarak dahi kazınmasını temin eden bir sonuca varılması hususudur. Şayet yargılama doğru ve hakkaniyetten ayrılmadan yapılır, yaşın yanında kurunun yanmasına mani olacak her türlü tedbir alınırsa, toplumda kutuplaşma önlenmiş olur ve hatta bugün toplumda görülen birlik ruhu olgunlaşarak sürer gider.

 

 

“Cemaat mensubu” mu,  “Terör Örgütü üyesi” mi?

 

HSYK 2. Dairesi 2 bin 745 adli, idari hâkim ve savcı hakkında gözaltı kararı verdi. Türkiye’de toplam 12 bin 47 hâkim ve savcı olduğu dikkate alınırsa işin vahameti kendiliğinden ortaya çıkar.

Açığa alınan öğretmen sayısı ise 21 bin 738.

Diğer kamu kuruluşlarındaki görevden uzaklaştırmalar da dikkate alındığında, sayı; 67 bini buluyor.

Bu 67 bin kişi gerçekten ülkenin birlik ve beraberliğine kastetmiş “terör örgütü” üyesi midir? Aralarında sadece sempatizan olanlar ya da o cemaate girip çıkanlar da var mıdır? Ayrıca örgüte mensup olup da kendisini gizleyerek dışarıda kalanlar olmuş mudur?

Hasılıkelam “cemaat mensubu” ile “terör örgütü üyesi” arasındaki ince çizgi dikkate alınacak mıdır?

Bu süreçte belki de en önemli husus, “cemaat mensupları”na aldatıldıklarının doğru olarak anlatılması hususudur.

 

“Bizden misin, değil misin?”

 

“Darbe girişimi” kahraman Türk toplumunun müdahalesi neticesinde başarısız oldu. Siyasi partilerde dâhil herkes “demokrasi” şemsiyesinin altında toplandı. Milli şuur geri döndü. Kutuplar arasındaki buzlar eridi.

Bu birlik ve beraberliğin devam etmesi için görevden uzaklaştırılanları hakkaniyetle yargılanması ve yeni işe alınanların da öncekilerin de liyakatlerine göre terfi ettirilmeleri şarttır.

Şayet aidiyetlerine göre işe alınacak ve terfi ettirilecek olurlarsa Türkiye’de her an her türlü “kalkışma” mümkündür.

Hükümet 2003 yılında “İktidar olmasına rağmen muktedir olamadığını” ileri sürmüş ve bugün karşımıza darbeci olarak çıkan bürokratlardan kendisini “muktedir” eylemeleri için yardım talep etmişti.

Darbeciler gitti. Onun yerine gelenler darbecilerin yaptığını yapıp kendilerinden olmayanları sistemden atmaya kalkışırlar mı? Bu soru çok önemli bir soru!

“Bizden misin, değil misin?” Bu soruyu ne bürokrat bürokrata sorsun, ne de iktidar bürokrata! Sistem şeffaflaştırılsın ve liyakat sistemi uygulansın.

 

Türk Ordusu’nun itibarı

 

Türk Ordusu NATO’nun ikinci büyük ordusudur. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) disiplini, hiyerarşik düzeni, ast-üst ilişkisi, liyakati ve kahramanlığı ile daima göz doldurmuştur. Yaşanan “darbe girişimi” Türk Ordusu’nun itibarını sarmaya yöneliktir ayrıca. Dolayısıyla yargılama süreci bu “itibarın iadesi” ile de yakından ilişkilidir.

Türk Ordusu’nun bir kişi ya da makama bağlanmasından önce şeffaflık ayarlarının yapılması gerekmektedir. Diğer bürokratik yönetim sisteminde olduğu gibi askeri yönetimde de hesap verebilen ve hesap sorabilen bir sistemin işliyor olması birçok tehdidin bertaraf edilmesi hususunda başarılı sonuçlar vermektedir.

 

 

 

 

BizGençler